19 Temmuz 2010 Pazartesi

Eleştirmen ve Yorumcu Tanımlamaları-2

Türkiye de edebiyat eleştirisi masum değil. Hatta çoğu zaman aynı kalıp düşüncelerin yazıldığını düşünüyorum. Eleştiriler yapılırken “bizden mi?” sorusunun cevabına göre tutum belirlenip eleştiri yapıldığı kanaatini taşıyorum. Dolayısıyla aynı kesimin, aynı tepkileri veren eleştirmenleri var ediyor. Eleştirmen tarafsız ve önyargılı olamıyor. Hal böyle olunca eleştirilerin zerreleri olan yorumlarda bu dairede şekillenip hayat buluyor.

Şiire heves etmiş, hayatının belirli bir döneminde gönül düşürmüş herkesin çok yakından bileceği bir endişe daha vardır ki: İlk kelime kâğıda geçirildiği andan itibaren aynı kâğıda.sıklıkla başka bir şiirin gölgesi düşer

Şairler etkilenmemek için başka şairleri okumadıklarını bildirseler de ben bunu mantıklı bulmuyorum. Yazılmayanı yazmak istiyorsanız önce yazılanların neler olduğunu okumanız bilmeniz gerekmektedir. Başka şairleri okumak ile onların tesirinde kalmak, esin kaynağı olarak onların esin pınarlarından esinlenmek başkadır. Aynı konumda olanlar yazılanlar ne kadar özgün olursa olsun, yazarında her zaman derin bir tereddüde sebep olan, çok sonra belki hasede çevrilen bu kaygının sonunda nasıl da ıstıraplı bir süreç izlediğini de bilirler. Hatta şiirden sessizce çekilen birçok kişinin asıl çekilme nedeni tam da bu, bir türlü nihayete erdirilememiş endişedir. Başka bir şair veya şiirden etkilendiğini, bir türlü özgün bir dil yakalayamadığını fark eden herkes, yazmaya devam edip sonunda yazdıklarını kendine mal etmeyi başarsa da bu etkilenme endişesi devamlı bir ıstırap olarak varlığını korumaya devam eder.

Okuyucu bir şairin başka bir şairin şiirini okuyup okumamasıyla eleştirmen ve yorumcu tanımlamalarının bağlantısını merak edebilir. Bu iki çark aynı mantıkla dönmelidir. Şair her şiiri okumalı yorumcu da ciddi manada yapılmış eleştiri ve yorumları okuyarak doğru yorum için doğru başlangıcı yapmalıdır. Oysa masumiyeti kaybettiğimiz bir yer de yorum ve yaklaşımlarımızdır. Bu tür ortamlarda yapılan yorumlar cinsiyet, aynı ideoloji, aynı inanç gibi müştereklerin olmasıyla alakalı olmamalıdır.

Eleştiri ve yorum şiirin şekli ve yapısıyla alakalı olmalıdır. Şiirde geçen fikri beğenmemek ve bu beğenmeme doğrultusunda çok güzel işlenmiş bir şiiri kem, kötü, başarısız gibi sözcüklerle tanımlamak ehl-i vicdan işi değildir. Bu daha çok ideolojik körlük, başka düşünceye tahammül edememek ve doğruların sadece kendi doğrularından ibaret olduğunu düşünmekle alakalıdır. Bu noktalardan çıkarak yapılan hiçbir yorum ne şaire, ne Türk şiirine bir şey katmayacağı gibi Edebi Körlük dediğim marazi bir durumu var edecektir.

Sürekli tepki veren ve beğeni reddi bildirilen eleştiriler eleştirmenliğin sulandırılmış halidir. Eleştirmenler taraflı fikir beyan ettikleri sürece yazar ve şairler okuyucuyla oynama yoluna gideceklerdir. İşini iyi yapan bir eleştirmen okuyucuyla oynayan, yazar ve şairi görebilmelidir. “Edebi metin var etmeye çalışan yazar veya şairler ile popülerite kavgasına girişen diğerlerini keskin çizgilerle saflaştırmak gerekir.

Yazı dilinde hangi kelime neye işaret eder veya neyin varlığının delilidir?
Sorusu bizi eleştirmen ve yorumcunun duygu yapısını görmemizi sağlayacaktır.

“Edebiyatçıların sezgileri, Tanrının unutulmuş maceralarıdır” cümlesini kuran bir yazar, şair veya yorumcunun kişiliği de tıpkı bir şiirin dizesi gibi, anlaşılmaya, yorumlanmaya muhtaç.


“Acı, edebiyatçı yapar. “
Sonuna kadar hissedilmiş, hiçbir şeyde sakınılmayan, kabul edilmiş, alımlanmış, sağlam acı cümleleri de Romantik edebiyat anlayışının fazlaca sulandırılmış bir yeniden üretiminden başka bir şey değil.

“Bir edebiyatçının görmediği şey, olmamış demektir” sözü de, edebiyatçıların narsisizmini, bir başka edebiyatçıdan dinlemek gibi bir lüksü bağışlıyor bizlere.

“Bu dünyaya falan şair kadar usta bir şairin geleceğini düşünmüyorum” sözü de yine bir şairin narsizmini başka bir eleştirmen ve yorumcunun tatmin olduğu şeyin en mükemmel olduğunu düşünmekle yetinmeyip bunu başkalarına dayatma şekliyle kabulünden başka bir şey değildir.

Bu tür örneklendirme yöntemini kullanmaktaki amacım tanımlamaların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır.

Gelelim en can alıcı sorunun cevabını aramaya. Yazar, şair ve eleştirmen okuyucuyla nasıl oynar ?

Bu sorunun cevabını verdiğimde yazar, şair ve eleştirmenin dahi okuyucuyla nasıl oynadığını hep beraber göreceğiz




Devam edeceğim…

Bekir Kale Ahıskalı
5 Temmuz 2009
Eleştirmen ve Yorumcu Tanımlamaları-2

Hiç yorum yok: