Yazar, şair ve eleştirmen okuyucuyla nasıl oynar ?
Bunun en çarpıcı örneği Elias Canetti’de görülmektedir.
Canetti, Nobel Edebiyat Ödülü nü almış bir yazar, Körleşme adlı romanı hafızalarımızda yer etmiştir. “Kitle ve İktidar” isimli eseri ona kültür tarihçisi gözüyle bakmamı sağlıyorsa da Canetti’nin Edebiyatçılar Üzerine isimli eseri onun eleştirilerinde edebi bir eser var etme gayretinde olduğunu, dolayısıyla objektif bir eleştiride bulunma yerine okuyucusuna edebi bir eser sunmak adına okuyucuyla oynadığını görüyorum. Çünkü Canetti yazarlar ve metinler üzerine kaleme almış olduğu afrodizmalar ve kısa sezgisel değerlendirmelerde bulunmuşsa da bunlar edebiyat eleştirisi için yeterli değildir. Canetti’nin ilgili eserini edebiyat eleştirisi okuma adına elime almıştım ta ki Farslar başlığına gelinceye kadar. Farslarla alakalı baştan savma, basite indirgeyici notlar düştüğünü görünce böylesine bir çapta yazarın neden böyle şeyleri kaleme aldığını düşünmeye başladım. Eseri yeniden okumaya başladığımda Canetti’nin okuyucuyla oynadığının farkına vardım.
Şöyle söylüyor Canetti: Bunlarda daha çok hayvanlardan ve delikanlılardan söz edilir. Yazıları daha karmaşık, coşkuları daha dünyevidir; benzetmelerinde sanki aşk nefesi gibi bir sıcaklık, aynı zamanda da günlük hayattaki gibi biraz sınırlılık vardır. Manastır hayatının o saf havası onlarda eksiktir. Becerikli olduklarını, çok sustuklarını ve uzun suskunluktan sonra tutkuyla konuştuklarını hissedersiniz. Bilgedirler, ama üslupları şiddetlidir. Dilleri dolaşır, ama harika konuşurlar. Biraz cambazdırlar . Genelde mistiklere şair gözüyle bakılmaz; ama Farslarınkiler istisna.
Bu satırlardan anlaşılan bir şey varsa, o da Canetti nin Fars edebiyatından pek bir şey anlamadığı. Fars edebiyatı hakkında okurun zihninde anlaşılmaz bir imge bırakıyor o kadar. Hayvanlardan ve delikanlılardan söz eden mistik, bilgelik, cambazlık ürünü, manastır hayatının saf havasından mahrum, yazarları tutkuyla konuşan, üslubu şiddetli bir edebiyattır diyor.
Canetti, ne Fars edebiyatının konuları, üslubu hakkında bilgi veriyor ne de bu edebiyat hakkında yargı cümleleri kuruyor. Bu satırları okuyan biri, Fars edebiyatı hakkında hiçbir fikir edinemeyecektir.
Bu durum Canetti’nin yazma güdüsüyle alakalı bir durumdur. Eleştirmenler eğer metin ve şiir eleştirilerinde kişisel deneyimlerini yansıtıyorlarsa bunu adı eleştirmenlik değil yazma güdüsüne engel olamayıp eleştiri adı altında okuyucuya sunmaktır ki o tür eleştiri yazıları bir okur için herhangi bir yazıyı okumak ve anlamak ne ise bu tür yazılarda aynı hükümdedir. Canetti edebiyat eleştirmeninin sahip olması gereken nesnelliğe değer vermeden bir yapıt beyninde nasıl yer etmişse öyle aktarıyor. Bu bir anının hatırlanıldığı gibi bir başkasına aktarılmasından farksızdır. Bu duruma Türk edebiyatında da sıkça rastlarız.
Eleştirmen üslubunda nesnel olmalıdır. Edebi metinler üzerine edebi bir metin veya yorum üretmek okuyucuyla oynamaktan başka bir şey değildir. Bu tür eleştirmen ve yorumcular eleştirmen kılığına bürünmüş edebi metin yazarlarıdır.
Edebiyat eleştirisi gözlem yapar, ölçer, tahminde bulunur, karşılaştırır ve değerlendirir. Ya takdir yada tiksinmek şeklinde yaklaşımlar ne eleştiri ne de yorum sınıfına dahil edilemezler. Bunlar sadece okuyucuyla oynayan edebiyatçılar, şairler, söz cambazlarıdır.
Hangi yapıtın niçin önemli olduğu konusunda nesnel görüşler üretemez, bir yapıtın edebî gücünü, metinden yola çıkarak tartışmazsanız, edebiyat eleştirisinin kendi araçları olduğunu unutur; o araçları unuttukça, ve edebî terimlerle yapılan eleştiri dışındaki disiplinlerden medet umdukça, üzerinde çalıştığınız nesnenin kendi içinden gelen değerini kaybettiğinizin farkına bile varamazsınız.
Peki ! Bravo… Harika… Mükemmel… Kalemine sağlık…gibi klişe benzetme, övgü ve yergilerin şair ve şiire katkısı nedir?
Devam edeceğim.
Bekir Kale Ahıskalı
5 Temmuz 2009
Eleştirmen ve Yorumcu Tanımlamaları-3
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder