19 Temmuz 2010 Pazartesi

Şiir Sanatı Üzerine düşüncelerim Edebiyat Ne değildir? (3)

Edebiyat Ne Değildir? (3) E-Posta
Yazar Bekir K. Ahıskalı
29 01 2009
Edebiyat toplumdan ve sosyal yaşamdan soyutlanamaz. İçeriği kainat olsa da uygulayanı ve uygulama alanı beşerin kendisi olması münasebetiyle yazım alanı ve paylaşım alanı insan olmak zorundadır. Hiçbir eser yoktur ki yazarı kim olursa olsun diğer bir beşer tarafından okunmadan paylaşılmadan kategorize edilsin yahut diğer yazılı eserler arasında bir yere oturtulsun. Dolayısıyla konusu ağaçlar, böcekler, kuşlar, insanlar, sema, kainat, ahiret her ne olursa olsun edebiyat bir insanın bakış açısını diğer bir insanla paylaşımından ibarettir. Burada dikkat edilmesi gereken şudur Çarlık Rusya’sının ve hemen akabinde Sosyalist Sovyetler Birliği’nin yaptığı gibi 1800 lü yıllardan başlayıp 1990 lara kadar süren o talihsiz sansür ve tek tip yazın eserleri meydana getirme çabası içine girmeden, yine diğer bir gözle bakacak olursak günümüz Amerika’sının görsel sanatlar, edebiyat ve sosyal yaşamda uygulamaya çalıştığı gibi maddeyi ön plana çıkaran bir yaşam şeklini edebiyatın her alanına nüfuz ettirerek klasik insan prototipleri oluştur şeklinde olmamalıdır. Günümüz İslam dünyası aynı hata içerisindedir. Değişim ve gelişmelere kapalı kalınarak günümüze uyarlanmayan bakış açısı yaşamı kördüğüm etmekten başka bir işe yaramaz. Edebiyat bu değildir.

Yine her ferdin bir düşünce yapısı olmakla beraber ve yine kendi bilgi dağarcığı çerçevesinde aydınlatıcı vazife yapmakla beraber doğruyu tek bir kalıba sokmak (sosyalist, emperyalist, fundamantalist vs.) doğru değildir.

Edebiyat ve yaşam başkalarının yaşam ve yazınına saygıyı gerektirir. Bu noktadan baktığımızda kendimize şunu sorabiliriz. Yaşam tüm renk ve düşünceleriyle bir var olma ve güzellikleri gelecek nesillere taşıyarak mutlu olmak biçimiyse edebiyatçı bu yarışın neresinde olmalıdır?

Edebiyatçı yaşam yarışında (iyiyi veya kötüyü yazıyor olabilir) ancak ve ancak iki yerde bulunabilir. Birincisi bu yarışın masa hakemidir. Tarafsız bir gözle bakıp adil olmalıdır. Bizler masa hakemlerini daha çok şampiyonu ilan eden kişiler olarak biliriz oysa aynı masa hakemi en kötüyü ilan eden kişidir. Edebiyatçı en iyiyi ve en kötüyüz yazmakla yetinmelidir. Bu toplumsal uzlaşının en temel değer öğesidir. Edebiyatçı sahaya inip yarışmacıyı cezalandıran makam olmamalıdır. Edebiyat kötüyü cezalandıran makam da değildir.

Burada şu denilebilir o zaman edebiyat ve dolayısıyla edebiyatçı toplumsal yarışın temposuna ayak uydurmak zorunda mıdır? İşte bu edebiyatçı ancak ve ancak iki noktada bulunabilir dediğimiz fikrin ikinci maddesi olarak devreye girmelidir. Nedir bu ikinci madde; Bu ikinci madde şudur edebiyat ve edebiyatçı bir yarışmada diğer bir tarafsız kişi olaraktan tavşan kız olarak sahaya inebilir ve en iyiye koşma adına yarışın temposunu ayarlayabilir. Bu edebiyatçıyı tarafsız ve bir ödüle koşmayan yapacaktır.

Edebiyat ve edebiyatçı bir yarışın mücadele edeni değil hakemi veya tavşan kızı görevini üstlenebilir. Edebiyat yarışmacının kendisi değildir.



(Bu konuya devam edeceğim)


Bekir K.Ahıskalı
Şiir Sanatı Üzerine düşüncelerim Edebiyat Ne değildir? (3)(Trabzon-11.07.2008)

Hiç yorum yok: