Edebiyat Ne Değildir? (2)
Yazar Bekir K. Ahıskalı
28 01 2009
Edebiyat yalnız nesir, yalnız şiir de değildir. Edebiyat geleneğin kendisine yeni güzellikler katarak en güzeli var etme savaşıdır. Bu varoluş mücadelesini verirken edibe düşen şey kendi dil ve üslubunda işaret etmektir. Edebiyat ister yönetimsel cebrin müdahalesi olsun, isterse ferdi otoritenin hezeyansal muamelatı olsun ikisine de baş eğmemelidir. Dayatmaların soğuk ve sevimsiz yüzene çarpan hiçbir sevgi sözcüğünün kalplerde ma’kes bulacağını düşünemeyiz.
“Benim gibi bakmayan yanılır”, “benim gördüğüm gibi görmeyenler sanat yapmıyorlar” gibi tutum ve davranışlar edebiyata bir şey katmayacağı gibi var olan güzellikleri de yok edecektir.
Edebiyat benim baktığım gibi bakma sanatıdır diye düşünenler yanılgı içerisindedirler. Her beşerin kendine göre bir sevdası vardır. Ben savaşların dahi “sevgi”den kaynaklandığını düşünüyorum. Vatanı sevmek, milleti sevmek, gücü sevmek, zulmü sevmek, zalimi sevip alkışlamak, hükmetmeyi sevmek… Yani bir başkasının ( adı ne olursa olsun) sevdası bir başkasına bedel ödettirir. Eskilerin hubb-u cah dedikleri günümüz lisanıyla makam sevdası diyebileceğimiz bir sevdadan da bahsedebiliriz. Muhtemel makam taliplilerini entrika, düzen, zulüm ve sindirme gibi yöntemlerle etkisiz kılıp yerinize oturabilirsiniz. Bu bize yapılacak olsa zulüm ve adaletsizlik ama yapanın cephesinden bakacak olursak bir sevdanın kendi dilindeki türküsünden başka şey değildir. O zaman edebiyat; sevgi ve aşkın sağlayacağı menfeatler ve gerektirdiği eylemler itibariyle başkasının menfeat ve eylemlerini sınırlandıran, kısıtlayan veya imkansız kılan bir şeyde değildir.
Günümüz yazıncılarının düştüğü hatalardan birisi de şudur; Bizler Leyla ve Mecnun’u yazarken sanatçı olmaktan çıkıp daha çok Mecnun oluyoruz. Çöle düşmüşlüğümüzün libasını Mecnun kadavrasına giydiriyoruz. Çoğu zaman yazdıklarımız Mecnun’u destekleyen yanlı bir yayından öteye gidemiyor. Kays’ın her şeyi bilinen bir deliliği, Leyla’nın bilinmeyen gizemli güzelliği yazılagelmiştir.
Bu durum Mecnun’a haklı olarak “sadakat abidesi” sıfatıyla birlikte sınırsız bir esaret, Leyla’ya haksız olarak “zulmünden habersiz taraf” sıfatıyla birlikte dudak ısırtan, iştah kabartan bir güzellik yükletmiştir. Bana göre bu eksik bir anlatımdır ve edebiyat bir noktaya kadar bu olsa da daha güzeli yakalama adına bu da değildir.
Edip sevdiğini kaleme alabilir. Onu kendi bakış aşısından, kendi göz ve gönül güzelliğinden görebilir. Bu edibin kendi dünyasının güzelliğiyle alakalıdır. Yani edip kimsenin göremediğini gördüğünü söylüyor ve bunu yazıyorsa güzelliği kendi dünyasında aramalıdır. Edep olmanın gereği budur. Ama asıl dikkate alınması gereken bir şey vardır ki o da; yazılanı veya yazdığınızı sizin gözünüzle görüp yazamayanlara iz’andan mahrum, akıldan kıt, muhakeme yeteneğinden eksikmiş gibi bakıp değerlendirmek ve bu bakış ve değerlendirişe göre tavır ve cephe almaktır ki bu o kişiyi yazdığıyla edip tavrıyla cehl sınıfına sokacaktır. Edebiyat bu da değildir.
Neden mi böyle düşünüyorum?
Ferhat dağa kazma vururken amacı sadece ve sadece Şirin’e ulaşabileceği zorunlu bir yolu kullanmaktı. Bu Ferhat’ı bir sevda yiğidi, bir halk kahramanı yapıyordu. Bir de “vur kazmayı Ferhat çoğu gitti, azı kaldı” diye haykıran ve alkışlayanlar vardı. Oysa onu alkışlayanlar susuz köylerine su gelecek diye alkışlıyorlardı. (Burada edebiyatçıyı ilgilendiren Ferhat’ın aşkı ve azmi kadar alkışlayan kalabalıkların ne istedikleri ve neden alkışladıklarıdır.)
İşte edebiyatçı burada ne Ferhat ne Şirin, ne de halk olmak zorunda değildir. Hatta olamaz da. Burada kendi gözüyle Ferhat’ı, Şirin’i ve halkı yazdığı sürece sorun olmayacaktır. Ama Ferhat olmaya soyunur, Kendisini Şirin’in yerine koyar veya kendisini kuru kalabalılar içinde zılgıt çeken bir fert yaparsa
Edebiyatçılıktan çıkmış olur.
Kısaca insanoğlunun varoluşundan bu yana süregelen iyi-kötü mücadelesini yazması edebiyatçılığı ile alakalıdır. Objektif olması gerekir. Hayatta iyi veya kötü olmaya soyunması insanı yanını ortaya koymasıyla alakalıdır. O zaman da kavganın kendisi olacağından topluma bir şey kazandıramayacağı gibi toplumda kırılma noktaları oluşturmaktan başka bir işlev yapamayacaktır.
(bu konuya devam edeceğim)
Bekir KaleAhıskalı
Şiir Sanatı Üzerine düşüncelerim Edebiyat Ne değildir? (2)
05 Temmuz 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder