19 Temmuz 2010 Pazartesi

Eleştirmen ve Yorumcu Tanımlamaları-9

Vakitlilik ve Geçlik kavramlarına başlamadan önce yapılan tespitlerin sadece doğru yanlış kusur olarak mı tanımlanmaları gerektiği yoksa bir başka tanım daha getirilebilir mi bunu açıklamak istiyorum.

Her alanda olduğu gibi eleştirmenlik ve hatta yorumculukta evrensel doğru denilen keskin çizgilerle sınırlandırılmış tanımlamalar vardır. Yanlış için aynı şeyi söylemek istemiyorum ama genel tanımlamalar itibariyle yanlış kavramının da sınırları mevcuttur. Bunların dışında yapılanların veya eksik yapılanların ise kusur tanımına dahil edildiğini biliyoruz. Peki bu kesin ve kalın çizgilerin dışına çıkmamak gerektiğini düşünecek olursak bir sanat türünün yeniliğinin gerçekleştirildiğini görmek nasıl mümkün olacaktır. O zaman bu kesin çizgilerin olabildiğince esnetilmesi ve farklı yapılanların kusur tanımından (en azından bazılarının) çıkarılıp yenilik ve akım tanımına dahil edilmesi gerekmez mi?

Bu bağlamda vakitlilik ve geçlik kavramlarına bir yenisini daha ekleyip erkenlik kavramı eklemek gerekir mi?

Bana göre erkenlik kavramı yenilik ve yeni oluşum tanımının içine sokulması gerekir. Vakitlilikse devrinde zamanında ve toplumun haz ve beğenisi adına yapılmış sanat icrasıdır. Bu da sınırları zorlayarak erkenlik tanımlamasına yakın bir çizgide seyretmediği sürece geçlik kavramına yakın bir tanımlamaya tabi tutulacaktır. O zaman vakitlilik devrin idrak ve izanının en üst seviyesine hitap etmek, geçlikse toplumun izan ve idrakinin doyuma ulaştığı bir alanda sıradanlıkları icra etmek manasına geleceğinden daima erkenlikle vakitlilik arasında bir yerde seyahat etmek zorundadır. Bu tanımlamalar icracılar yönüyledir.

Eleştirmenleri bu tanımlamalar sokmamız mümkün değildir. Sanat ve yapıt kendi devrini aşıp gelecek nesillere hitap edecek şekilde olmadıktan sonra önemini yitireceğinden eleştirmenler inceledikleri, irdeledikleri, eleştirdikleri yapıtları değerlendirirlerken o sanatın kendi devrindeki durumunuda dikkate alarak esnek davranmalıdırlar. Baş yapıtlar devrin ve toplumların o baskıcı engelleyici ve öğütücü çarkları geçip gelebildiklerinden bu tanımlamalar baş yapıtlar için yapılamazsa da her sanat eserinin, her yapıtın kendi devrine göre ve emsallerine göre bir kıymet-i harbiyesi vardır.

Devrin özellikleri dikkate alınmadan eleştirilen yapıtların eleştirileri eksik kalacaktır. Bütün bunları dikkate alacak olan eleştirmenler ikna edici ve belagatli olmak zorundadırlar. Geç Dönem Üslubu (spatstil) diye tanımlayabileceğimiz bir evre daha vardır ki sanatı icra eden devrinin son dönemlerine ait eserler vermesi olmakla birlikte devrinin ötesine geçmek diyecek olursak aklımıza “yaş ilerledikçe bilgelik artar mı?” sorusu gelecektir. Bu soruyu kendime kaç kez sorduğumu hatırlamıyorum. Artan bilgelik aynı zamanda kesin kanaat ve sınırlar getirmez mi? Bu sorunun kendi indimdeki cevabı evettir. Hem icra edilen türde kesin kanaat ve çizgiler meydana getirecektir hem de icra edilenin yanlış ve kusurlu olduğuna dair. Yani yaş ilerledikle illa da uzlaşma ve çözüm gelmez. Uzlaşmazlık, güçlük ve çözüme ulaşmayan bir çelişki şeklinde ortaya çıkan sanatsal geçlik örnekleri. Bana göre de o çok parçalı ve her konuda söz söyleyen külliyatıyla Adornu başlı başına bir geç dönem figürüdür. (Edward Said’de bunu ifade eder). Çünkü Adorno zamanın benimsememiş onun ruhuyla savaşmış ve asla uyuşmamıştır.
Aynı şekilde, Richard Strauss içinde bunu söyleyebiliriz. Onu denetimsiz ve zamanının itibar gören ekollerinden hiçbirine dahil edilemez yanlarıyla geç dönem gelenekçiliğinde bulur. Mozart’ın yazdığı son operalardan biri olan Cosi fan tutte’ı da (Bütün Kadınlar Bunu Yapar, ölümünden bir yıl önce yapmıştır) bütün yüzeyselliğinin ve şımarıklığının altında, kesin bir şekilde çizilmiş sınırlarını aşmadan krizdeki toplumun yozlaşmasına ışık tutan bir geç dönem rahatsızlığının ürünüdür.

Bana göre geç dönem olgunluk ve dinginliğin değil, tekinsizlik ve uzlaştırılamazlığın üslubudur. Tamamlanmış ve vaktinde yayımlanmış bir Geç Dönem Üslubu’nun aynı çekiciliği ve ironiyi taşıyacağını iddia edemeyiz. Bu geç dönem eserlerinin hemen hepsi sonradan yayınlanmışlardır. Türk edebiyatı özelinde düşünürsek; Yahya Kemal, Aldülhak Şinasi Hisar, Nazım Hikmet, Oğuz Atay gibi bir çok yapıt ve şair ve yazar geç dönem üslubunun çekiciliğinde değerlendirilebilir.

Yapısalcı ve dilbilim’in argümanlarını birbirine karıştıran eleştirmenler ile devam edeceğim.


Bekir Kale Ahıskalı
Eylül 2009
Eleştirmen ve Yorumcu Tanımlamaları-9

Hiç yorum yok: